Klor

Klor

Amerikadaki kuzenlerle birlikte hamama gidiyoruz (bir gün öncesinde msn’de konusmustum onlarla ondan girdiler sanirim rüyaya. Hamam ne alaka anlayabilmis degilim). Yolda da çig köfte alalim diyorum(z)(Içimdeki çig köfte aski bambaska. Yurtdisinda en cok özledigim seylerden biridir kendisi). Her zaman aldigimiz yerden degil de, baska bir yere giriyoruz ve çig köfte istiyoruz. Ama cig köftelere bakiyorum böyle biraz tuhaf, rengi de bir acaip. adam söyle bir yoguruyor, bir bakiyorum altlarda dünden kaldigini belli eden eski topak topak hale getirilmis çig köfteler var (nasil anladiysam iste). Yine de aliyoruz. Ya çikiyoruz ordan yiyerek ama birden tuhaf gelmeye basliyor. Kuzenlerden, Faruk, “ya bunun tadi yedikca tuhaflasiyor” diyor. Ben de katiliyorum ona. Ya basta açken hissedilmedi, yedik gitti ama simdi tadi tuhaf gelmeye basladi, zehirlenmesek bari diyorum ama bir yandan da yemeye devam.(bozuk etli çig köfteleri yemeyin, toplumsal mesaj kaygili rüya :)). Neyse hamamin ana kapisindan giriyoruz. Ama ic kapida bekliyoruz zira iceriye sirayla aliyorlarmis. Oturuyoruz giristeki bankin üstüne. Sonra bir bakiyorum pencereden disari ki orasi sadece hamam degil, böyle mac filan da izlenilebilen, kalabalik, fuar alani gibi birseymis (bir gün önce önemli bir mac vardi ama izlememistim). Biz beklemeye devam ediyoruz ama bekle bekle yok iceri alan eden yok bizi. Iyice sıkılıp, bankin üstüne cikiyoruz biz kuzenlerle. O siradan zenci bir izbandut geliyor, cikin gidin burdan hadi, yürüyün gibisinden laflar ediyor (tamam biraz agir laflar kullandigi oldu). Ben de akilli ol, bir kere o eli indir diyorum (saka saka, zenciyi görseniz, gikim cikmiyor). Ya biz hamam icin bekliyoruz saatlerdir sıkıldık, o yüzden böyle dikildik ayaga filan diyorum, diger görevli de durumu onaylayinca ortam sakinlesiyor, biz de efendi efendi oturmaya devam ediyoruz. Giriste bir iki basamaklik bir merdiven var ben oraya oturuyorum. Sonra ortam kalabaliklasmaya basliyor iyice. Bir sürü insan bizim gibi beklemeye basliyor. Oturacak yer kalmiyor; basamaklar da doluyor. Bir tek benim yanim bos kaliyor. Oraya da birisi oturmaya yeltenince: “hooop, burayi bos birakmali ki gelip gecen olur rahatca gecsinler diyorum” (toplumsal mesaj no 2 ;)). Sonra bir sekilde bizi iceriye aliyorlar. Aliyorlar ama hamam filan yok ortada. Genis bir odadayiz ve adamin biri birseyler anlatiyor. Bizim birseyler hazirlamamiz gerekiyormus ve nasil yapilacagindan bahsediyor.

Adam:
-Sunlari bunlari hazirlayacaksiniz, ve klorlu su kullanacaksiniz, söyle yapacaksiniz vs.vs.

Ben:
-Peki bir klorlu su dediginiz, icinde Cl2 gazi olan su mu?

Adam:
-hayir, icinde hidroklorik asit bulunan su.

ben:
-(icimden), ulan bu cikan sari yesil gazlar ne o zaman, basbayagi klorlu su iste bu, salliyor bu adam da diyorum ve sonra allahim zehirlenip ölücez burda klordan diyorum (klor,Cl2, birinci dünya savasinda kullanilan ve tarihin ilk kimyasal silahi). neyse pencere acik birsey olmuyor bize. adam sorumdan dolayi beni birsey biliyor olarak sanip, elime tuhaf görünümlü, tenis topunun yamulmusu büyüklügünde metal bir kap veriyor icinde de klorlu su var ve fokurduyor. sen bunu al ve yogunlugunu ölc, ve ne kadar konmasi gerektigini hesapla. aliyorum ben elime, cam kismindan sivinin seviyesi gözüküyor ve oradan, yogunlugun anlasilacagi, ölcüler var, cizgi cizgi. ama dogrusal degil sanki logaritmik olarak siralanmis. 2, 12, 18 cizgileri var. sivi fokurdarken anlamak kolay olmuyor, 2 ile 12 arasinda bir yerlerde. ama sonra sakinlesince, 12 ile 18 arasina geliyor. adama soruyorum:

– bu fokurdarken mi ölcücez, yoksa, sakinlestiginde mi?
– kullanirken fokurdamadigi icin sakin oldugu zamanki halinde ölceceksin (çok mantikli bir cevap)

diye cevap veriyor.

ben de 14 prt olarak ölcüyorum (bu ölcü birimini de ilk kez görüyorum :)). sonra odadaki kocaman bir kayanin üzerine, elimde bir tebesirle basliyorum hesap yapmaya (yontma tas devrinde gibiyiz sanki). Bu birim de ne ola ki, herhalde, gazlarin yogunlugu formulundeki d = p.Ma /rt deki, p r ve t den olusuyor herhalde diye dusunup oradan bir sekilde miktarini bulmaya calisiyorum. Kayanin üzerine epeyce bir hesap yaptiktan sonra sonlara geldigimde killaniyorum, ulan yanlis bir hesap yapmayalim ben bi kontrol edeyim sunu, sonra basimiza is aliriz. Bastan kontrol ediyorum v bir yandan da, ulan keske söyle kas gücü gerektirecek bir is düsseydi bana, ne bu kardesim, tamam rahat ama stresli, diger türlü yorulurdum ama en azindan stresli olmazdim diyorum kendime. Hesabi kontrol ediyorum tam sonlara geliyorum ki, hooop, hep beraber bir yere gidiyoruz. kocaman bir baraj. Aaa ne guzel, hep baraj görmek istemisimdir diyorum. baraj sularinin salindigi yerin tuhaf bir rengi var, grimsi çamurumsu bir renk ve su derinligi cok az. adamin teki orada, ilk bisikletlerin kocaman tekerleri gibi tekerleri olan bir bisiklet kullaniyor. Baraja inerken kaygan bir yokustan inmemiz gerekiyor ama asagisa uçurum. Ben de acaip bir korku basliyor. Ya kayip düsersem diye. Bu arada da arkadan insanlar hadi in hadi diyeitekliyorlar ve ben kaymaya basliyorum, Allahim diyorum iste sonum geldi, duvarda tutanacak belirgin yerler de yok, ama tam köseye yaklasiyorum ki durabiliyorum neyseki. Derin bir oh cekip, köseyi dönüyorum. Sonra asagidayiz, nehir kenarinda. Kayaliklar var ve birkac kisi kayaliklarin üstünde. bazilari da daha ilerde, nehre yakin. Kayaliklarin üzerindekiler, öyle br zipliyorlar ki birkac kaya parcasi firlayip, kiyidakilere carpiyor ve hoop suya düsüyorlar. Biz gülüsüyoruz (komikti valla). Ama düsenler, sinirli sinirli cikiyorlar sudan. Biz de uzaklasiyoruz oradan.

Resim: http://images.inmagine.com/400nwm/imagezoo/izs015/izs015332.jpg

1 Yorum

  1. slm hocam tanışalım ilginç deneyleriniz var kendim gibi deneme delisi buldum diye sevindim

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.